Birlik Sendikası Genel Sekreteri Banu Yıldırım Bilgisayar Mühendisleri Odası’nın yayını BM Dergi’ye uzaktan çalışma koşullarına dair değerlendirmelerde bulundu

Uzaktan çalışma: Hayır mı şer mi?

COVID-19 salgını sırasında yazılım sektöründe uzaktan çalışma düzeni birdenbire en yaygın çalışma biçimi haline geldi. Hem salgının yaygınlaşmasını yavaşlattığı hem de emekçilerin güvenli bir şekilde çalışmasını sağladığı için sektörde neredeyse sorgusuz sualsiz kabul gördü. Ancak uzaktan çalışmanın artıları ve eksilerinin detaylı bir şekilde anlaşılması yazılım emekçilerinin uzun vadeli çıkarlarını koruyabilmeleri için zorunlu hale geldi, zira uzaktan çalışma birçok şirkette kalıcı olacak gibi görünüyor. Bu yazıda ILO’nun uzaktan çalışma üzerine yaptığı bir araştırmadan kısaca bahsettikten sonra sektörde faaliyet gösteren Birlik Sendikası ve Tez-Koop-İş Sendikasının görüşlerini alacağız.

Türkiye’de ilk COVID-19 vakasının duyurulmasının üzerinden bir yılı aşkın süre geçti. Hastalığa yol açan virüsün havadan bulaşması nedeniyle akla ilk gelen korunma önlemlerinden biri işyerine gitmeden de çalışabilen emekçilerin evlerinden çalışmasıydı. Bu acil durum öncesinde uzaktan çalışma kavramı aklımıza sadece bazı durumlarda gelirdi. Ofis dışında bulunduğumuz ama bazı cihazlara bakım veya yönetim görevleri için hemen ulaşmamız gerektiği durumlarda eğer mümkünse evimizdeki bilgisayarlardan erişip gerekli işleri yapar, ofise gitme derdinden kurtulmuş olurduk. Bu çabalarımız bizi zahmetten kurtaran bir uygulama gibi görünse de günün sonunda karşılığı verilmeyen fazladan mesailerden bir başkası olarak geçer giderdi. Bazı işyerleri ise çalışanı iş sözleşmesine aykırı bir şekilde bitmeyen işleri evden yapmaya zorlayarak uzaktan çalışma teknolojilerini kötüye kullanırdı.

Sürekli olarak bu şekilde çalışanlar ise, yani iş sözleşmesinde karşılıklı olarak uzaktan çalışmak üzere anlaşıldığı durumlar ise istisnaydı. Ancak salgının başlamasıyla birlikte yazılım sektöründeki birçok işveren uzaktan çalışma düzenine hızlı bir şekilde geçiş yaptı. Sektörde çalışan emekçiler olarak hem salgının yayılmasını yavaşlatmaya destek vermek adına, hem de hastalıktan korunmak adına bu değişiklik üzerine çok da düşünmeye fırsat bulamadan kabullendik. Önce bu zoraki birlikteliğin iyi yanlarını keşfettik. Mesela işyerine gitmek gerekmediği için özellikle metropollerde çok fazla zaman alan ulaşım derdinden kurtulmuştuk. Uzaktan çalışmadığımız zamanlarda günün en aşağı sekiz saati işte olduğumuz için ailemizle zaman geçirmek sadece akşam saatlerine kalıyordu, şimdi ise evde hep beraber bir aile saadeti yaşayabiliyorduk.

Zaman ilerledikçe uzaktan çalışmanın başka yönlerini de keşfetmeye başladık. Örneğin ev ve iş yaşamının birbirine girmesi canımızı sıkmaya başladı. Ulaşıma harcadığımız vakit artık bizim diye düşünüyorduk, ama işveren açısından boşa çıkan bu zamanlar, çalışılabilecek fazladan zaman anlamına gelmeye başlamıştı. Ne tam olarak evde ne de tam olarak işte olmadığımız için de ofiste çok da etkilemeyecek ufak sorunlar uzaktan çalışma düzeninde biraz daha mı fazla strese yol açıyordu ne?

Bu gözlemlerin az sayıda bazı olaya veya kişiye özgü olup olmadığını merak edip bu konuda yapılmış bir araştırma veya değerlendirme yazısı olup olmadığını araştırmak istedim. İlk olarak ILO’nun iki raporuna rastladım (ILO, 2021; Dedeoğlu, 2021). Anladığım kadarıyla raporlar COVID-19 salgını öncesinde hazırlanmaya başlamış. Bundan dolayı COVID-19 süreci detaylı bir şekilde ele alınmıyor. Sadece birinin giriş bölümünde COVID-19 salgının etkileri kısa da olsa incelenmiş (ILO, 2021).

Raporlara göre 2019 verilerine göre dünya çapında 290 milyon kişi uzaktan çalışma düzeninde çalışıyormuş ve yavaş da olsa yaygınlaşma eğilimindeymiş. Salgınla birlikte bu süreç çok hızlanmış. Çoğu ülkede uzaktan çalışanların oranı %10’un altındaymış. Ama 13 ülkede %15’in üzerindeymiş ve tüm uzaktan çalışanların %65’i Asya ve Pasifik Okyanusu bölgelerindeki ülkelerde yaşıyorlarmış.

Yapılan araştırmalara göre daha kısa işe gidiş-geliş süreleri, çalışanların ofisteki dikkat dağıtıcı unsurlardan uzaktayken iş görevlerine daha iyi odaklanabilmeleri ve iş-aile yaşamı dengesinin daha iyi kurulması gibi avantajlar gözlemlenirken, yalıtılmışlık ve iş arkadaşlarıyla temas kaybı da olumsuz yönleriymiş.

Başka bir gözlem ise bizim durumumuzu doğrudan ilgilendiriyor: ‘freelancer’lar daha az çalışmak için girdikleri bu çalışma düzeninde neredeyse her zaman daha fazla çalışmak zorunda kalmışlar (Dedeoğlu, 2021: 29).

COVID-19 sonrası Türkiye’de uzaktan çalışma

Ancak bu raporlarda sunulan gözlemler, COVID-19 öncesi uzaktan çalışma düzeniyle sınırlı kalıyor. Hem bu gözlemlerin COVID-19 sonrası ortaya çıkan uzaktan çalışma pratikleriyle bağını kurmak hem de Türkiye’deki emek örgütlerinin konuya bakışını anlamak için Birlik ve Tez-Koop-İş sendikalarıyla bağlantıya geçip görüşlerini almak istedim. Aşağıda Birlik Sendikası Genel Sekreteri Banu Yıldırım ve Tez-Koop-İş Sendikası Genel Örgütlenme Sekreteri Çağdaş Duyar ile yaptığım kısa söyleşiyi bulabilirsiniz.

Uzaktan çalışma hakkında ne düşünüyorsunuz? Uzaktan çalışma emekçilerin yararına mıdır, zararına mıdır? Özellikle yazılımcılar arasında bu konuda bir kafa karışıklığı var gibi.

Banu Yıldırım: Evet bu konu salgın başında özellikle emekçiler arasında bir kafa karışıklığına sebep oldu. Uzaktan çalışma ile evden çıkmama durumu virüse maruziyeti azaltan sağlık açısından güvenli bir ortam sağlayan bir uygulama. Bu pek çok meslektaşım açısından elbette olumlu görüldü. Ancak birazdan değineceğim boyutlarıyla birlikte değerlendirmemiz gerekiyor.

Salgın başında düzgün bir izolasyon, evden çalışma gibi yöntemlerle birlikte salgın durdurulabilirdi. Fakat bu bir belki iki aylık bir süre. Sonrasında gördük ki sermaye, patronlar salgını kullanarak emekçiler açısından kazanım anlamına gelen pek çok şeyi geri aldılar.  Devlet de buna salgını uzatarak, kötü yöneterek destek oldu. Yani aslında uzaktan çalışma ve bu sırada yaşanan hak gaspları, 8 saatlik iş günü gibi önemli bir kazanımın uzaktan çalışma ile ortadan kaldırılmaya çalışılması bununla bağlantılı. Rakamlara da yansıyan şekilde patronların salgın döneminden kârlı çıktığını görüyoruz. Biz ise emekçilerin uzaktan çalışma konusunda kafası mı karışık diye konuşuyoruz. Uzaktan çalışmanın  bugün esnek çalışmanın bir biçimi olarak nasıl bir sömürü olduğunu, yarattığı hak gasplarını biliyoruz, görüyoruz. Bununla mücadele etmek zorundayız. Birlik Sendikası’nın uzaktan çalışmaya bakışı bu.

Çağdaş Duyar: Pandemi öncesinde sermaye açısından hayal gibi gelen uzaktan çalışma düzeni salgınla birlikte bir anda hayatımıza girdi. Doğrudan ya da dolaylı olarak ofis/ mekân, ulaşım, yemek gibi maliyetleri neredeyse ortadan kaldıran, çalışma saatlerinde ciddi esneklik sağlayan, dijital denetimle emek sürecindeki denetimi mekânsal olmaktan çıkaran uzaktan/evden çalışma modeli işverenler açısından bulunmaz bir çalışma düzeni sağladı.

İşçiler açısından ise uzaktan çalışma ciddi bir belirsizlik ve sıkı bir denetim anlamına geliyor. Her şeyden önce bir ofiste/işyerinde çalışıyor olmak mesainin başlama bitiş saatleri, fazla mesai hesaplaması, dinlenme zamanı gibi durumlarda netlik sağlıyordu. Uzaktan çalışma ise iş ve zaman ayrımını tamamen ortadan kaldırıyor. Mesai kavramı belirsizleşiyor, dinlenme zamanları ortadan kalkıyor, iş yükü ciddi oranda artıyor. Bir de tabi evde olmaktan kaynaklı işçiler açısından artan maliyetler var. İnternet, elektrik, gıda masraflarına yönelik işverenler çalışanlarına herhangi bir destekte bulunmuyor. Bu giderler doğrudan işçilerin sırtına yükleniyor. Bir de uzaktan çalışmadan dolaylı olarak etkilenen emekçiler var. Çalışma mekânlarının temizliğini yapanlar, mutfak görevlileri, güvenlik görevlileri. Bu kesimlerin ne olacağına dair belirsizlik sürüyor.

Bunların yanı sıra uzaktan çalışmanın bir de toplumsal cinsiyet yönü var. Kadınlar ve erkekler açısından evden çalışma farklı deneyimleniyor. Cinsiyetçi iş bölümü nedeniyle kadınların ev içinde yüklenmiş oldukları sorumluluklar evden çalışmayla birlikte daha da artmış, mesai kavramı tamamen ortadan kalkmıştır. Kadınlar bir yandan bilgisayar/telefon başında çalışmakta, bir yandan da evin döngüsü içerisinde çocuk bakımı, yemek gibi çok sayıda işi yapmak zorunda kalmaktadır.

COVID-19 salgını sonrasında emekçilere dayatılan birçok durum oldu. Sorgusuz sualsiz uzaktan çalışmaya geçmek de bunlardan biri. Sendika olarak bu süreci nasıl ele alıyorsunuz?

Banu Yıldırım:  Sadece uzaktan çalışma değil sorgusuz sualsiz geçilen. Ücretsiz izin, kısa çalışma gibi uygulamalarda da emekçilere sorulmadı. Yakın zamanda uzaktan çalışma konusunda yayımlanan bir yönetmelik ile uzaktan çalışmanın yasal adımını da atmış oldular. Bu yönetmelik çok iyi gösterdi ki patronlar uzaktan çalışmayı seviyor ve devletin patronlara bu alanda her türlü desteği sunuyor. Yönetmelik, çok şey söylüyor ama ucu açık şeyler bunlar. Yönetmelikte sınırlar belli olmadığı için önümüzdeki dönemde emekçiler aleyhine pek çok haksızlığa sebep olacak gibi görünüyor. Çalışanların uzaktan çalışmaya geçirilmesi ile ilgili de inisiyatifi patronlara bırakıyor aslında. Çünkü sınırı belli olmayan her bir yasa maddesi biliyoruz ki ülkemizde patronlar lehine işliyor. Biz bu yönetmelik yayınlandığı günlerde eylem yaptık. Birlik Sendikası’nın  da çağrısıyla uzaktan çalışan emekçiler bir araya geldiler ve yönetmeliğe itiraz ettiler. Taleplerini dile getirdiler. Biz bu taleplerin takipçisiyiz.

Sendikamız uzaktan çalışma konusunda da emekçilerin bir araya gelmesi, haklarını alması için  çalışmalar yapıyor. Bugün emekçilerin kazanılmış haklarına sahip çıkması için dahi bir araya gelmesi, örgütlenmesi gerekiyor. Çünkü uzaktan çalışma bize bunu gösterdi. Emekçileri yalnızlaştırıyorlar, kazanılmış haklarına el koyuyorlar. Onlar haklarımıza el koydukça emekçiler daha da yalnızlaşıyor. Bu döngü birbirini besliyor. Buradan çıkmanın yolu da bir araya gelmek, birlikte olmak, sorunlarımızı konuşmak ve örgütlenmek. Özellikle de uzaktan çalışan emekçiler söz konusuysa!

Emekçileri evlere kapatıp yalnızlaştırmaya çalışanlara inat daha da fazla bir araya gelmenin yollarını bulmak gerekiyor.

Çağdaş Duyar: Uzaktan çalışmaya geçen işçiler başlangıçta toplu ulaşım kullanmadıkları, işyerine gitmedikleri için olumlu bir duyguya kapılmış ancak zamanla yalnız çalışmanın getirmiş olduğu sıkıntılarla karşılaşmıştır. Her şeyden önce işyeri çalışanlar açısından bir sosyalleşme mekânı, çalışanlar birbirleriyle etkileşim halinde işyeri içerisinde yaşanan herhangi bir probleme de dayanışma göstererek yanıt üretmekteler. Ancak evden çalışmada her biri yalıtılmış durumda. Bu çalışma düzeni çalışanları ciddi oranda yalnızlaştırmakta çalışanlar arasındaki dayanışmayı azaltmaktadır. Diğer yandan mesainin sınırlarının giderek belirsizleşmesi işin yaşam üzerindeki çok büyük bir alan kapsamasına, iş stresinin günün tamamına yayılmasına neden olmaktadır.

Yazılım sektöründe sendikalı olmak tek tük örneklerin dışında pek akla gelmeyen bir şeydir. Bazı temel sorular konusunda kafamız karışık gibi: ‘Yazılımcılar da emekçi midir? Bir mücadeleye ihtiyaçları var mı ki?’ vb. Bu sorular çalışmalarınızda bir engel oluşturuyor mu? Bunu aşmak için neler yapıyorsunuz?

Banu Yıldırım: Birlik Sendikası 10 No’lu iş kolunda faaliyet gösteriyor. Bu iş kolunda hizmet sektörü çalışanları var. Geniş bir profil aslında. Yazılımcılardan, mağaza çalışanlarına, işçi avukatlardan özel okul öğretmenlerine. Bu işkolunda bambaşka profilde emekçiler çalışıyor. Ama ortak bir nokta var, o da bu alanın örgütsüz ve sömürüye en açık alanlardan biri olması. Biz sendika olarak her bir alanı özel olarak değerlendiriyoruz, uygun örgütlenme araçları üretmeye çalışıyoruz. Yazılım emekçileri de bunlardan biri. Bizi zorlayan noktalar elbette oluyor. Yazılımcıların görece yüksek maaş alması ya da öyle olduğunun düşünülmesi. Ama bir yerden sonra bunun öneminin olmadığını gördük çünkü bu sektörde fazla mesai, mobbing, yoğun iş baskısı kural haline gelmiş durumda. Yazılım emekçisi belki bir mağaza çalışanından daha fazla maaş alıp kendini ondan daha farklı görüyor ama günün sonunda günde 12-13 saate varan mesailer yapıyor ve fazla mesai ücreti de almıyor. Bugün plazaların, yazılım emekçilerinin mobbing ile iş baskısı ile bir sıkışmaya itildiğini biliyoruz. Yazılım emekçileri de bunun farkında bence. Kendilerini ne gördüklerinden ziyade üzerlerindeki baskının, yaşadıkları haksızlığın farkındalar. Zaten onlar yaşıyor bunu. Dolayısıyla burada önemli olan emekçilerin fazla mesai ücreti için bir araya gelmesi, 8 saatlik iş gününe sahip çıkması, mobbinge uğradığında sessiz kalmaması. Emekçiler bunlar için bir araya geldiğinde sorunuzun yarattığı çıkmazın da önemi kalmıyor. Birlik Sendikası da bu bir araya gelişi önemsiyor, bunun adresi olmaya çalışıyor.

Uzaktan çalışma konusuna dönersek, kısa vadeli olarak emekçilere önerileriniz nelerdir? Uzaktan çalışmanın zararlarından kendilerini bireysel olarak korumalarının dışında çalıştıkları şirkette veya diğer şirketlerden emekçilerle bir araya gelip yapabilecekleri neler olabilir?

Banu Yıldırım: Uzaktan çalışma, konuştuğumuz gibi emekçiler açısından bir mücadele konusu. Emekçilerin bireysel olarak yapabilecekleri şeyler çok sınırlı. Bu yüzden bir araya gelmek çok önemli. Bu sendikada olabilir, başka yerlerde olabilir. Ama emekçiler mutlaka bir araya gelmeli. Neler yapabileceklerini birlikte konuşmalı ve adım atmalılar. Biz hep söylüyoruz. Bir emekçi örneğin bizim sendikamıza üye olduysa hemen iş yerinde başka kimi üye yapabilirim, nasıl bir örgütlülük başlatabilirim diye bakmalı. Dediğiniz gibi bireysel olarak yapılabilecekler çok sınırlı. Sendikalarda da böyle. Bir araya geldikten sonra ise yapacak çok fazla şey var. Çünkü sömürü çok yoğun ve çeşitli. Mücadele edilecek çok fazla şey var. Dolayısıyla ilk olarak bu adımı atmak ve mücadeleyi büyütmek için çabalamak gerekir. Çünkü böyle olduğunda süreçlere de müdahale edebilecek güce sahip emekçiler. Daha büyük bir örgütlülük ile belki uzaktan çalışma yönetmeliğine müdahale edebilirdik. Şimdi bu müdahale gücümüzü büyütmek için çabalıyoruz. Yalnızca iş yerlerindeki hak gasplarına karşı değil daha bütünlüklü adımlara karşı da ses çıkarabilir emekçiler. Bunların hepsi de sürekli vurguladığımız gibi örgütlenmekten ve bunu büyütmek için çaba göstermekten geçiyor.

Ayrıca haksızlığa uğrayan uzaktan çalışma konusunda ya da çalışma yaşamında diğer konularda sorusu olan sorunları olan yazılım emekçileri sendikamıza başvurabilir. Biz elimizden geldiği oranda hukukçularımız ve konunun uzmanları ile Birlik Sendikası’na başvuran emekçilerin soru ve sorunlarına yanıt vermeye, onlara yol göstermeye çalışıyoruz. Sendikamız iletişim bilgilerine ve çalışmalarımıza da birliksendikasi.org adresinden ulaşılabilir.

Çağdaş Duyar: 10 Mart 2021 tarihinde yayınlanan “Uzaktan Çalışma Yönetmeliği” ne göre; uzaktan çalışmaya ilişkin iş sözleşmeleri yazılı şekilde yapılır ve sözleşmede; işin tanımı, yapılma şekli, işin süresi ve yeri, ücret ve ücretin ödenmesine ilişkin hususlar, işveren tarafından sağlanan iş araçları, ekipman ve bunların korunmasına ilişkin yükümlülükler, işverenin işçiyle iletişim kurması ile genel ve özel çalışma şartlarına ilişkin hükümler yer almalıdır. Uzaktan çalışmanın yapılacağı mekân ile ilgili düzenlemeler iş yapılmaya başlamadan önce tamamlanmalı, bu düzenlemelerden kaynaklanan maliyetlerin karşılanma usulü, uzaktan çalışan ile işveren tarafından birlikte belirlenir. Uzaktan çalışanın mal ve hizmet üretimi için gerekli malzeme ve iş araçlarının iş sözleşmesinde aksi kararlaştırılmamışsa işveren tarafından sağlanması esastır. Bu malzeme ve iş araçlarının kullanım esasları ile bakım ve onarım koşulları açık ve anlaşılır bir şekilde uzaktan çalışana bildirilmelidir. Uzaktan çalışmanın yapılacağı zaman aralığı ve süresi iş sözleşmesinde belirtilir. Mevzuatta öngörülen sınırlamalara bağlı kalmak koşuluyla taraflarca çalışma saatlerinde değişiklik yapılabilir. Fazla çalışma işverenin yazılı talebi üzerine, işçinin kabulü ile mevzuat hükümlerine uygun olarak yapılmalıdır..

Yönetmelikte yer alan ifadeler oldukça muğlak. Her şeyden önce bu ifadelerin netleştirilmesi gerekiyor. Bu yönetmelik uzaktan çalışmanın detaylarını belirlemek yerine işveren karşısında dezavantajlı durumda olan işçiyi işverenin tek taraflı hazırlayacağı uzaktan çalışma sözleşmesine mecbur bırakmaktadır. Uzaktan çalışma ile ilgili kanun ve mevzuatlar, ILO standartlarına uygun olarak sendikaların da görüşleri alınarak çalışanlar lehine düzenlenmelidir.

Uzaktan çalışmanın en yaygın olduğu kesimler beyaz yakalı, büro, plaza çalışanları, yazılımcılar, grafikerler… Bu kesimlere baktığımızda örgütlenme oranlarının oldukça düşük olduğunu görüyoruz. Ancak dijital dünya çalışanların ortak sorunlarda yan yana gelmesi için bir takım olanaklar da sunuyor. Çevrimiçi olarak çalışanlar yine çevrimiçi olarak diğer çalışanlarla kolaylıkla yan yana gelebilirler. Dijital toplantılar organize edebilir, online eğitimler yapabilirler. Dijital alanı bir örgütlenme sahası olarak kullanabilirler. Özellikle pandemi döneminde zorunlu mal ve hizmet üretiminin yapıldığı işyerlerinde yaşadıkları problemleri sosyal medya aracılığıyla dile getiren ve çeşitli formel ve informel örgütlenmelerde yan yana gelen çalışanların deneyimi oldukça önemli. Üstelik uzaktan çalışanlar açısından bu tür örgütlenmeler daha olanaklı. Tabi burada sendikalara da büyük roller düşüyor. Sendikamız açısından pandemi döneminde bürolarda çalışan üyelerimizin büyük kısmı evden çalışmaya geçti. Uzaktan çalışan üyelerimizin işyerinde çalışırken almış oldukları ücret, ikramiye, giyim yardımı, yemek yardımı, sağlık yardımı vb. tüm haklarını almaya devam etmesi, eğer yol ücreti ödeniyor, servis kullanılmıyorsa yol ücreti de geniş anlamda ücret kavramının içine girdiği için işverence ödenmesi gereken yol ücreti gibi mali ve sosyal haklarının eksiksiz ödenmesi için sendikamız da süreci dikkatle izliyor. Yeni dönem imzalayacağı sözleşmelere uzaktan çalışma ile ilgili hükümler koyuyor. Pandemiyle birlikte çalışma hayatına hızlıca giren uzaktan çalışmayla ilgili çalışanların haklarını korumaya yönelik buna benzer tedbirlerin alınması yönünde çalışmalarımız sürüyor.

Kaynak: https://dergi.bmo.org.tr/calisma-yasami/uzaktan-calisma-hayir-mi-ser-mi

Facebooktwitterlinkedinmail